< السورة السابقة | فهرس السور | السورة التالية >
surah026
Ash-Shu'araa (26)
The Poets, makkah, 227 verses.
حدد حجم خط الآيات
()
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ طسٓمٓ ١
TT. S. M.
تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ ٢
Bunlar (harfler), açıklayıcı kitabın mucizeleridir.
لَعَلَّكَ بَٰخِعٌۭ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ ۳
İnanmıyorlar diye kendini kahrediyor olabilirsin
إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةًۭ فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ ٤
Dilesek onların üzerine gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍۢ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ ٥
Her ne zaman Rahman'dan kendilerine yeni bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler.
فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ ٦
Yalanladıkları için, eğlenceye aldıkları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۢ كَرِيمٍ ۷
Yeryüzüne bakmazlar mı, onda değişik türden nice güzel bitkiler bitirmişiz.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ۸
Bunda bir işaret vardır. Ama çokları inanacak değildir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ۹
Kuşkusuz senin Rabbin Güçlüdür, Rahimdir.
وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ١۰
Bir zamanlar Rabbin Musa'ya seslenmişti: "O zalim topluma git."
قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ ١١
"Firavun'un halkına; dinleyip düzelmiyecekler mi?"
قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ ١٢
Dedi ki, "Rabbim, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."
وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ ١۳
"Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor; kardeşim Harun'u gönder."
وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌۭ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ ١٤
"Ayrıca, onların yanında suçlu biriyim. Korkarım ki beni öldürsünler."
قَالَ كَلَّا ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ ١٥
Dedi ki, "Hayır, siz ikiniz ayetler (vahiy ve mucizeler) imizle gidin. Biz sizinle birlikteyiz; dinliyoruz."
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ١٦
"İkiniz Firavun'a varıp deyin ki, 'Biz evrenlerin Rabbinin elçileriyiz."
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ١۷
"İsrail oğullarını bizimle birlikte gönder."
قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًۭا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ ١۸
Dedi ki, "Biz seni daha bebekken alıp yetiştirmedik mi ve hayatının nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?"
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ ١۹
"Sonunda yapacağını yaptın. Sen nankör birisin."
قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًۭا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ ٢۰
Dedi ki, "O işi yaptığım zaman yanlış yoldaydım."
فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًۭا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ ٢١
"Sonra, sizden korktuğum için sizden kaçtım ve Rabbim bana bilgelik verip beni elçilikle görevlendirdi."
وَتِلْكَ نِعْمَةٌۭ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٢٢
"Başıma kaktığın bu iyilik de, İsrail oğullarını köleleştirmen yüzündendir!"
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ ٢۳
Firavun, "Evrenlerin Rabbi de ne demek?" dedi.
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ ٢٤
Dedi ki, "Kesinlikle inanacaksanız O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir."
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ ٢٥
Etrafındakilere dönerek, "İşitiyor musunuz?" dedi.
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ ٢٦
Dedi ki, "Sizin Rabbiniz ve evvelki atalarınızın Rabbidir."
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌۭ ٢۷
Dedi ki, "Size gönderilen elçi, kesinlikle bir deli."
قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ ٢۸
Dedi ki, "Aklınızı kullanıyorsanız, O doğunun, batının ve aralarındakilerin de Rabbidir."
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ ٢۹
Dedi ki, "Benden başka bir tanrı (otorite) edinirsen seni hapis cezasına çarpacağım."
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍۢ مُّبِينٍۢ ۳۰
Dedi ki, "Size apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"
قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ۳١
Dedi ki, "Doğru sözlüysen getir bakalım onu."
فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌۭ مُّبِينٌۭ ۳٢
Değneğini atınca apaçık bir yılan oluverdi.
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ ۳۳
Elini çıkarınca bakanlara bembeyaz görünüverdi.
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌۭ ۳٤
Çevresindeki ileri gelenlere dedi ki, "Bu, gerçekten çok usta bir büyücü imiş."
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ ۳٥
"Büyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne önerirsiniz?"
قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ ۳٦
Dediler ki, "Onu ve kardeşini alıkoy ve kentlere toplayıcılar gönder de,"
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍۢ ۳۷
"Sana tüm usta büyücüleri getirsinler."
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ ۳۸
Belirlenmiş günün randevusu için büyücüler bir araya getirildiler.
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ ۳۹
Halka da, "Siz de toplanır mısınız?" denildi.
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ ٤۰
"Büyücüler üstün gelirse onlara uyabiliriz."
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ ٤١
Büyücüler geldiklerinde Firavun'a, "Eğer biz üstün gelirsek bize bir ücret ödenecek mi?" dediler.
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًۭا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ ٤٢
"Evet," dedi, "Hatta siz benim konseyime gireceksiniz."
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ ٤۳
Musa onlara, "Atacağınızı atın," dedi.
فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ ٤٤
İplerini ve değneklerini attılar, "Firavun'un onuru için biz üstün geleceğiz," dediler.
فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ ٤٥
Sonra Musa değneğini attı; hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı.
فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ ٤٦
Büyücüler secdeye kapandılar.
قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ٤۷
Dediler, "Evrenlerin Rabbine inandık,"
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ ٤۸
"Musa'nın ve Harun'un Rabbine..."
قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍۢ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ ٤۹
Dedi ki, "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyücülüğü öğreten ustanız olmalı. Şimdi göreceksiniz: Ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım."
قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ ٥۰
"Umurumuzda değil," dediler, "Biz zaten Rabbimize döneceğiz."
إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٥١
"İlk inananlar olduğumuz için umarız ki Rabbimiz hatalarımızı bağışlar."
۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ ٥٢
Musa'ya, "Kullarımı yola çıkar, siz izleneceksiniz," diye vahyettik.
فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ ٥۳
Firavun, kentlere kitle propagandacıları gönderdi:
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌۭ قَلِيلُونَ ٥٤
"Bunlar küçük bir çetedir."
وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ ٥٥
"Bize karşı öfkeyle ayaklanmaktadırlar."
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ ٥٦
"Biz ise çoğunluk olarak alarmda olmalıyız."
فَأَخْرَجْنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ ٥۷
Sonunda, onları çıkardık: Bahçelerden, çeşmelerden,
وَكُنُوزٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ ٥۸
Hazinelerden, yüksek makamlardan...
كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٥۹
Daha sonra onları İsrail oğullarına miras yaptık.
فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ ٦۰
Onları doğuya doğru izlediler.
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ ٦١
Her iki topluluk birbirini görünce, Musa'nın arkadaşları, "İşte yakalanıyoruz," dediler.
قَالَ كَلَّآ ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ ٦٢
"Asla. Rabbim benimle birliktedir; bana bir çıkış yolu gösterecektir," dedi.
فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍۢ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ ٦۳
Musa'ya, "Değneğini denize vur," diye vahyettik. Bunun üzerine yarıldı ve her bölüm koca bir tepe gibi oldu.
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْءَاخَرِينَ ٦٤
Sonra, diğerlerini yaklaştırdık.
وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ ٦٥
Musa'yı ve kendisiyle beraber olan herkesi kurtardık.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ ٦٦
Sonra, diğerlerini boğduk.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ٦۷
Elbette bunda bir ders vardır; ama çokları inanmazlar.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٦۸
Kuşkusuz, senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ ٦۹
Onlara İbrahim'in tarihini anlat.
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ ۷۰
Babasına ve halkına, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًۭا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ ۷١
"Heykellere tapıyoruz; biz kendimizi onlara adamış bulunuyoruz," dediler.
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ ۷٢
"Kendilerini çağırdığınızda sizi işitiyorlar mı?" dedi,
أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ ۷۳
"Yahut size yarar veya zarar verebiliyorlar mı?"
قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ ۷٤
"Hayır; ancak biz atalarımızın böyle yaptıklarını gördük," dediler.
قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ ۷٥
"Peki," dedi, "Tapmakta olduklarınızı gördünüz mü,"
أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ ۷٦
"Siz ve geçmiş atalarınız?"
فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّۭ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ ۷۷
"Onlar benim düşmanımdır; yalnız Evrenlerin Rabbi hariç;"
ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ ۷۸
"Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur."
وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ ۷۹
"Beni yediren ve içiren O'dur."
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ ۸۰
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur."
وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ ۸١
"Beni öldüren ve sonra dirilten O'dur."
وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ ۸٢
" Yargı gününde, kusurlarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur."
رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًۭا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ ۸۳
"Rabbim, bana bilgelik ver ve beni iyiler arasına kat."
وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍۢ فِى ٱلْءَاخِرِينَ ۸٤
"Beni, sonraki nesiller için iyi bir örnek kıl."
وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ ۸٥
"Beni, Nimetler Cennetine varis olanlardan yap."
وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ ۸٦
"Babamı bağışla, zira o sapıtmış bulunuyor."
وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ ۸۷
"Diriliş gününde beni utandırma."
يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌۭ وَلَا بَنُونَ ۸۸
O gün, paranın ve çocukların yararı olmayacaktır.
إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍۢ ۸۹
ALLAH'a mükemmel bir kalp ile gelenler hariç.
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ ۹۰
Erdemlilere cennet sunulacaktır.
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ ۹١
Azgınlar için de cehennem ortaya konacaktır.
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ ۹٢
Onlara şöyle denir, "Hani taptıklarınız nerede -"
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ ۹۳
"- O ALLAH'tan başka? Size şimdi yardım edebiliyorlar mı? Kendilerine bile yardımları dokunabiliyor mu?"
فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ ۹٤
Azgınlarla birlikte tepetakla oraya atılacaklardır
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ ۹٥
İblis'in tüm askerleri de...
قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ ۹٦
Orada çekişerek şöyle konuşacaklar:
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ ۹۷
"ALLAH'a andolsun, biz gerçekten çok açık bir sapıklık içinde imişiz."
إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ۹۸
"Çünkü sizi evrenlerin Rabbine denk tutuyorduk."
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ ۹۹
"Bizi saptıranlar suçlulardı."
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ ١۰۰
"Şimdi bizim ne şefaatçımız var."
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍۢ ١۰١
"Ne de yakın bir dostumuz."
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةًۭ فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ١۰٢
"Bir şansımız daha olsaydı da, inananlar olsaydık."
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١۰۳
Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١۰٤
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahim'dir.
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ ١۰٥
Nuh'un halkı elçileri yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١۰٦
Kardeşleri Nuh onlara demişti ki, "Dinleyip erdemli davranmaz mısınız?"
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ ١۰۷
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١۰۸
"ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız."
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ١۰۹
"Buna karşılık sizden herhangi bir ücret te istemiyorum. Benim ücretim, ancak evrenlerin Rabbine aittir."
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١١۰
"ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız."
۞ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ ١١١
Dediler ki, "Seni izleyenler bayağı ve kötü kimseler iken, nasıl olur da sana inanırız?"
قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ١١٢
Dedi ki, "Onların yaptıklarından bir bilgim yok."
إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ ١١۳
"Hesapları, yalnız Rabbime aittir; keşke anlasanız."
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ١١٤
"Kesinlikle hiç bir inananı kovamam."
إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ ١١٥
"Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ ١١٦
Dediler ki, "Bak Nuh, bu davranışına bir son vermezsen taşlananlardan olacaksın."
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ ١١۷
Dedi ki, "Rabbim, halkım beni yalanladı."
فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًۭا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ١١۸
"Benimle onların arasını aç; beni ve beraberimdeki inananları kurtar."
فَأَنجَيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ ١١۹
Onu ve yanındakileri yüklü bir gemiyle kurtardık.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ ١٢۰
Sonra bunun ardından, geride kalanları boğduk.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٢١
Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٢٢
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٢۳
Ad (halkı) da elçileri yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٢٤
Kardeşleri Hud onlara demişti ki, "Erdemli davranmaz mısınız?"
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ ١٢٥
"Ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٢٦
"ALLAH'ı dinleyip bana uyun."
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ١٢۷
"Buna karşılık sizden herhangi bir ücret te istemiyorum. Benim ücretim, ancak evrenlerin Rabbine aittir."
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةًۭ تَعْبَثُونَ ١٢۸
"Her tepenin üzerine bir işaret (bir yapı) yerleştirip oyalanıyor musunuz?"
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ ١٢۹
"Ebedi kalırsınız diye sağlam yapılar mı edinirsiniz?"
وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ ١۳۰
"Yakaladığınız vakit acımasız yakalıyorsunuz."
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١۳١
"ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız."
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ ١۳٢
"Bildiğiniz her şeyi size vereni dinleyin."
أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍۢ وَبَنِينَ ١۳۳
"Size çiftlik hayvanları ve çocuklar verdi."
وَجَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ ١۳٤
"Üstelik bahçeler, pınarlar..."
إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ ١۳٥
"Sizin için müthiş bir günün cezasından korkarım."
قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ ١۳٦
Dediler ki, "Öğüt versen de vermesen de bizce birdir."
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ ١۳۷
"Bu, bizden öncekilerin izlediği yaşantı biçimidir."
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ ١۳۸
"Biz, cezalandırılacak da değiliz."
فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١۳۹
Böylece onu yalanladılar. Nihayet biz de onları yok ettik. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٤۰
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٤١
Semud (halkı) da elçileri yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٤٢
Kardeşleri Salih onlara demişti ki, "Erdemli olmaz mısınız?"
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ ١٤۳
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٤٤
"ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız."
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ١٤٥
"Buna karşılık sizden bir ücret te istemiyorum. Benim ücretimi ancak evrenlerin Rabbi öder."
أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ ١٤٦
"Şurada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız?"
فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ ١٤۷
"Bahçeler, pınarlar, "
وَزُرُوعٍۢ وَنَخْلٍۢ طَلْعُهَا هَضِيمٌۭ ١٤۸
"Ekinler ve olgun meyveli hurmalıklar içindesiniz."
وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًۭا فَٰرِهِينَ ١٤۹
"Ve dağlardan lüks köşkler yontuyorsunuz."
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٥۰
"ALLAH'ı dinleyip beni izlemelisiniz."
وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ ١٥١
"Sınırı aşanların emrine uymayın."
ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ ١٥٢
"Onlar yeryüzünde iyilik değil kötülük işlerler."
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ ١٥۳
Dediler ki, "Sen büyülenmişsin."
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ١٥٤
"Sen bizim gibi bir insansın. Doğru sözlü isen bize bir mucize getir bakalım."
قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌۭ لَّهَا شِرْبٌۭ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ ١٥٥
Dedi ki, "İşte şu deve. Onun su içeceği belli bir zamanı vardır. Sizin de su içeceğiniz belli bir gününüz vardır."
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍۢ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ ١٥٦
"Ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün cezasına çarpılırsınız."
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ ١٥۷
Nihayet onu kestiler; ancak pişman oldular.
فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٥۸
Ve ceza onları yakaladı. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz."
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٥۹
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٦۰
Lut'un halkı da elçileri yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٦١
Kardeşleri Lut onlara demişti ki, "Erdemli olmayacak mısınız?"
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ ١٦٢
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٦۳
"ALLAH'ı dinleyip bana uyun."
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ١٦٤
"Buna karşı sizden herhangi bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak evrenlerin Rabbine aittir."
أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَٰلَمِينَ ١٦٥
"Siz halkın arasından erkeklere mi yöneliyorsunuz?"
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ ١٦٦
"Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi terkederek? Siz gerçekten haddi çok aşan bir toplumsunuz."
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ ١٦۷
Dediler, "Bak Lut, bu tavrına son vermezsen sürülenlerden olacaksın."
قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ ١٦۸
Dedi ki, "Ben, bu davranışınızı iğrenç buluyorum."
رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ ١٦۹
"Rabbim, beni ve ailemi bu yaptıklarından kurtar."
فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ ١۷۰
Onu ve tüm ailesini kurtardık
إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ ١۷١
Yalnız bir yaşlı kadın hariç; geride kalanlardan idi.
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ ١۷٢
Sonra diğerlerini yerle bir ettik.
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًۭا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ ١۷۳
Üzerlerine bir çeşit yağmur yağdırdık; uyarılanların yağmuru ne felaketli bir yağmurdur.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١۷٤
Bunda bir ders var; ancak çokları inanmaz.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١۷٥
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ ١۷٦
Eyke halkı da elçileri yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١۷۷
Kardeşleri Şuayb onlara demişti ki, "Erdemli olmayacak mısınız?"
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ ١۷۸
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١۷۹
"ALLAH'ı dinleyin ve beni izleyin."
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ١۸۰
"Buna karşı sizden herhangi bir ücret te istemiyorum. Benim ücretim ancak evrenlerin Rabbine aittir."
۞ أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ ١۸١
"Ölçüyü tam uygulayın. Kandıranlardan olmayın."
وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ ١۸٢
"Doğru ölçek ile tartınız."
وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ ١۸۳
"Halkın hakkını kısmayın ve yeryüzünde kötülük işleyerek karışıklık çıkarmayın."
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ ١۸٤
"Sizi ve önceki nesilleri yaratanı sayıp dinleyin."
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ ١۸٥
Dediler ki, "Sen büyülenmişsin."
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ ١۸٦
"Sen sadece bizim gibi bir insansın ve biz senin yalan söylediğine inanıyoruz."
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ١۸۷
"Doğru sözlü isen üzerimize gökten kütleler indir."
قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ ١۸۸
Dedi ki, "Rabbim sizin ne yaptığınızı çok iyi bilir."
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ ١۸۹
Onu yalanladılar ve sonuç olarak Sayvan Gününün cezası kendilerini yakaladı; müthiş bir günün cezasıydı.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١۹۰
Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١۹١
Kuşkusuz, senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ١۹٢
Bu, evrenlerin Rabbinin indirdiği vahiydir.
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ ١۹۳
Onu Güvenilir Ruh (Cebrail) indirmiştir.
عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ ١۹٤
Senin kalbine... Uyarıcılardan biri olasın diye.
بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّۢ مُّبِينٍۢ ١۹٥
Apaçık Arapça bir dille.
وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ ١۹٦
Daha önceki kitaplarda da anılmıştır.
أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ١۹۷
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmiş olması onlar için yeterli bir delil oluşturmuyor mu?
وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ ١۹۸
Onu bir takım yabancılara indirseydik,
فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ ١۹۹
Ve onu onlara okusaydı ona inanmıyacaklardı.
كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ ٢۰۰
İşte biz onu suçluların kalplerine böylece (yabancı bir dil gibi) sokarız.
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ ٢۰١
Acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةًۭ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٢۰٢
Onlara ansızın, beklemedikleri bir anda gelecektir.
فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ ٢۰۳
O zaman, "Bize biraz daha süre verilmez mi?" derler.
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ٢۰٤
Onlar, hâlâ cezamıza karşı meydan mı okuyorlar?
أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ ٢۰٥
Gördüğün gibi, biz onları yıllarca yaşatsak
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ ٢۰٦
Ve sonra kendilerine söz verilen başlarına gelse,
مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ ٢۰۷
O tattıkları nimetler kendilerine bir yarar sağlamaz.
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ ٢۰۸
Biz uyarıcıları olmayan hiç bir kenti yok etmedik.
ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ ٢۰۹
Bu bir uyarı ve mesajdır; çünkü biz haksızlık etmeyiz.
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ ٢١۰
Onu şeytanlar indirmemiştir.
وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ ٢١١
Onlar bunu ne yaparlar, ne de becerirler.
إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ ٢١٢
Çünkü onlar işitmekten men edilmişlerdir.
فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ ٢١۳
ALLAH ile birlikte bir başka tanrı çağırma; yoksa cezalandırılırsın.
وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ ٢١٤
Sana en yakın olan insanları uyar.
وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٢١٥
Ve seni izleyen inananlara kanadını indir.
فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌۭ مِّمَّا تَعْمَلُونَ ٢١٦
Sana karşı gelirlerse, "Yaptıklarınızdan uzağım," de.
وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ ٢١۷
Üstün ve Rahman olana güven.
ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ ٢١۸
O ki (ibadet ve düşünme için) kalktığın/uyandığın zaman seni görür.
وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّٰجِدِينَ ٢١۹
Ve senin secde edenler arasındaki hareketini de.
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ ٢٢۰
Çünkü O İşitendir, Bilendir.
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ ٢٢١
Şeytanların kime indiğini size bildireyim mi?
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍۢ ٢٢٢
Onlar her günahkar iftiracıya iner.
يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ ٢٢۳
Kulak verirler; ancak çoğu yalancıdır.
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ ٢٢٤
Şairlere ise azgınlar uyar.
أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍۢ يَهِيمُونَ ٢٢٥
Onların her vadide koştuklarını (duruma göre yön değiştirdiklerini) görmez misin?
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ ٢٢٦
Ve onlar yapmadıkları şeyleri söylerler.
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًۭا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍۢ يَنقَلِبُونَ ٢٢۷
Ancak inananlar, erdemli davrananlar, ALLAH'ı çok ananlar ve haksızlığa karşı mücadele edenler hariç. Zalimler, nasıl bir devrim ile devrileceklerini bileceklerdir.