< السورة السابقة | فهرس السور | السورة التالية >



حدد حجم خط الآيات
()


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْحَآقَّةُ ۝١

(Gerçekleşecek) Kıyamet!

مَا ٱلْحَآقَّةُ ۝٢

Nedir, o Kıyamet?

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ ۝۳

Gerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin?

كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ ۝٤

Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.

فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ ۝٥

Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.

وَأَمَّا عَادٌۭ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍۢ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۢ ۝٦

Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.

سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍۢ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًۭا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۢ ۝۷

Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.

فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍۢ ۝۸

Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?

وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ ۝۹

Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.

فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةًۭ رَّابِيَةً ۝١۰

Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.

إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ ۝١١

Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.

لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةًۭ وَتَعِيَهَآ أُذُنٌۭ وَٰعِيَةٌۭ ۝١٢

Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.

فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ ۝١۳

Sûr'a bir tek üfleme üflendiği,

وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ ۝١٤

Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,

فَيَوْمَئِذٍۢ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ ۝١٥

İşte o gün olacak olur.

وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍۢ وَاهِيَةٌۭ ۝١٦

O gün gök yarılmış, sarkmıştır.

وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍۢ ثَمَٰنِيَةٌۭ ۝١۷

Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.

يَوْمَئِذٍۢ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌۭ ۝١۸

O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.

فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَٰبِيَهْ ۝١۹

Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.."

إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَٰقٍ حِسَابِيَهْ ۝٢۰

"Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.

فَهُوَ فِى عِيشَةٍۢ رَّاضِيَةٍۢ ۝٢١

Artık o hoşnut bir hayattadır.

فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۢ ۝٢٢

Yüksek bir cennettedir.

قُطُوفُهَا دَانِيَةٌۭ ۝٢۳

Ki o cennetin meyveleri sarkmıştır.

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ ۝٢٤

"Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).

وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَٰبِيَهْ ۝٢٥

Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de,

وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ ۝٢٦

Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,

يَٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ ۝٢۷

Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.

مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ ۜ ۝٢۸

Malım bana hiç fayda vermedi.

هَلَكَ عَنِّى سُلْطَٰنِيَهْ ۝٢۹

Gücüm de benden yok olup gitti."

خُذُوهُ فَغُلُّوهُ ۝۳۰

(Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."

ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ ۝۳١

"Sonra cehenneme atın onu."

ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍۢ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًۭا فَٱسْلُكُوهُ ۝۳٢

"Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."

إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ ۝۳۳

Çünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu.

وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ ۝۳٤

Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.

فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَٰهُنَا حَمِيمٌۭ ۝۳٥

Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.

وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍۢ ۝۳٦

Bir irinden başka yiyecek de yok.

لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَٰطِـُٔونَ ۝۳۷

Onu günahkârlardan başkası yemez.

فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ ۝۳۸

Andolsun gördüklerinize,

وَمَا لَا تُبْصِرُونَ ۝۳۹

Ve görmediklerinize..

إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍۢ كَرِيمٍۢ ۝٤۰

Kuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür.

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تُؤْمِنُونَ ۝٤١

O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.

وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَذَكَّرُونَ ۝٤٢

Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!

تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ۝٤۳

O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ ۝٤٤

O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,

لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ ۝٤٥

Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ ۝٤٦

Sonra da onun şah damarını keser atardık.

فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَٰجِزِينَ ۝٤۷

O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.

وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌۭ لِّلْمُتَّقِينَ ۝٤۸

O hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.

وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ ۝٤۹

Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var.

وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ ۝٥۰

Kuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir.

وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ ۝٥١

Gerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir.

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ ۝٥٢

O halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle