< السورة السابقة | فهرس السور | السورة التالية >



حدد حجم خط الآيات
()


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًۭا ۝١

Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere;

فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًۭا ۝٢

Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara;

وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًۭا ۝۳

(Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara;

فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًۭا ۝٤

(Hak ile batılı) birbirinden iyice ayıranlara;

فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا ۝٥

Öğüt telkin edenlere;

عُذْرًا أَوْ نُذْرًا ۝٦

(Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için.

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌۭ ۝۷

Bilin ki size vadolunan şey gerçekleşecek!

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ ۝۸

Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ ۝۹

Gökkubbe yarıldığı zaman,

وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ ۝١۰

Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ ۝١١

Peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).

لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ ۝١٢

(Bu alametler) hangi vakte ertelenmiştir?

لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ ۝١۳

Ayırım gününe.

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۝١٤

(Resulüm!) Ayırım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin!

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝١٥

O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanların vay haline!

أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ ۝١٦

Biz, (bunlar gibi inkarcı olan) öncekileri helak etmedik mi?

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْءَاخِرِينَ ۝١۷

Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.

كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ۝١۸

İşte biz suçlulara böyle yaparız!

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝١۹

O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ ۝٢۰

(Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?

فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍ ۝٢١

İşte o suyu, sağlam bir yere yerleştirdik.

إِلَىٰ قَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ ۝٢٢

Belli bir süreye kadar.

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ ۝٢۳

Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür!

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٢٤

O gün (hakikatleri) yalan sayanların vayhaline!

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا ۝٢٥

Biz, yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?

أَحْيَآءًۭ وَأَمْوَٰتًۭا ۝٢٦

Dirilere ve ölülere.

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍۢ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءًۭ فُرَاتًۭا ۝٢۷

Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik..

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٢۸

O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ۝٢۹

(İnkarcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin!

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّۢ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍۢ ۝۳۰

Üç kola ayrılmış, bir gölgeğe gidin.

لَّا ظَلِيلٍۢ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ ۝۳١

Ki ne gölgelendiren ne de alevden koruyandır.

إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍۢ كَٱلْقَصْرِ ۝۳٢

O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar.

كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌۭ صُفْرٌۭ ۝۳۳

Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝۳٤

O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ ۝۳٥

Bu, (kafirlerin) konuşamayacağı bir gündür.

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ۝۳٦

Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝۳۷

O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ ۝۳۸

(O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik.

فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌۭ فَكِيدُونِ ۝۳۹

(Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi!

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤۰

O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍۢ وَعُيُونٍۢ ۝٤١

Şüphesiz (o gün) takva sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında,

وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ۝٤٢

Canlarının çektiği çeşit çeşit meyveler arasındadırlar.

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۝٤۳

(Kendilerine:) "İşlediklerinizin karşılığı olarak şimdi afiyetle yeyin için" (denir).

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ۝٤٤

İşte, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤٥

O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ ۝٤٦

(Ey inkarcılar!) Yeyiniz, (dünyadan) faydalanınız biraz! Gerçek şu ki, sizler suçlusunuz!

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤۷

O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ ۝٤۸

Onlar, kendilerine: "Allah'ın huzurunda eğilin!" denildiği vakit eğilmezler:

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤۹

O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ ۝٥۰

Onlar artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar.